Sayfalar

© lacivertojelikız. Bu sitede yayınlanan tüm metin ve fotoğrafların her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden hiçbir yerde kullanılamaz.

12 Mayıs 2013 Pazar

Anneler Günü


İlk kez Maya'yı kucağıma alıp, eve getirdiğimde, garipti... Büyük bir sorumluluk olduğunu bilsem de, tam olarak algılayamıyor insan o an. Yıllar için de onunla birlikte büyürken fark ediyorsun bir çok şeyi... En ufak şeye midesi bulanan biriyken, gıkını çıkarmadan temizliyorsun köpeciğin bütün o iğrenç hediyelerini. Uykusuna fena halde düşkün biriyken, uyan diye başının ucunda mık mık öten, uyanmazsan tenis topunu alıp kafana atan, uyumakta ısrarcıysan bizzat gelip kafana oturan pati kafalıya kızamıyorsun. Kalkıp besliyor, gezdiriyorsun. Her muhabbetin bir köşesine onunla alakalı bir şeyler düşüveriyor, hele ki başka köpek sahipleriyle denk düştüysen, köpeğin tuvalet ritüllerine kadar bilimum sevimli/sevimsiz detayı içeren kapsamlı bir muhabbet başlayıveriyor bir anda -yeni tanışmış olsanız bile. Kendine bir şeyler almayı ne kadar sevsen de, ona aldığın hediyeler karşısında mutluluktan çılgına dönmüş halini görmenin yeri bambaşka oluyor. Ara sıra güzel şeyler yapıyor ufaklık. Sözünü dinliyor, ya da ne bileyim onu uzunca bir süre yalnız bırakmak zorunda olduğun o gün hiç yaramazlık yapmadan uslu uslu seni bekliyor. Yorgun bir halde yatağına uzanıyorsun, hemen yanına kıvrılıveriyor. Kafasını kucağına koyuyor. Gözlerinin içine bakıyor. Salonun ortasına yaptığı kakayı ya da sabahın beşinde yatağına kustuğu günü değil de, o anı hatırlıyorsun onu düşündüğünde. Yüzüne gülümsediği anları... Parka götürdüğünde arkadaşları ile oynarken ne kadar mutlu olduğunu... 

23 yaşındayım. "Anne"liğe en yakın deneyimim, köpeğim (ve hatta onun yavruları) ile olan ilişkim. Bir canlıyı, uykusuz gecelerce sevmenin ne demek olduğunu biliyorum. Kendinden feragat edip, onun iyiliğini biraz daha ön planda tutmanın... O hastayken, senin üzerine oturan o kocaman çaresizliğin... Her şey yerli yerinde, o kendi yatağında uyur, sen masa başında işlerini yaparken birlikte olmanın verdiği huzurun...
Henüz bir anne değilim, ama az çok eminim ki yukarıda ne anlattıysam, belki 10'la, belki 100'le çarpılmış hali olmalı annelik. Tek bir güne değil, bir çok güne, geceye, öğleden sonraya, kuşluk vaktine yayılan bir şey... Dünyanın en zor mesleği derler ya... Anne gibi anne olacaksan, evladının seni böyle kocaman sevmesine sebep olacak kadar sevgi dolu, ilgili, özenli olacaksan, doğrudur.
Benim annem gibi bir anne olacaksan, doğrudur.

"Mutlu çocuk yetiştirmektir önemli olan." der benim annem. Kardeşime bakıyorum, kendime zaten sık sık bakarım. Şükürler olsun ki harika çocukluklar geçirdik, ikimiz de mutlu veletlerdik. Çocuk sahibi olmayı doğurup bakıcı teyzelerin yanına koymak zanneden, benim Maya'yla ilgilendiğim kadar bile ilgilenmeyen anneleri gördükçe, iyice net görüyor insan. Anneliği becerebilen, çok güzel beceriyor. O anne dünyanın en güzel hediyelerini, en mis kokan çiçeklerini, en ballı pastalarını hak ediyor. Mutlu çocuk yetiştirmişsen bir kere, senede bir değil, her gün, o sana böyle minnet dolu, böyle sevgi dolu, geri dönüyor.

Seni çok seviyorum annecim.
Hep söylerim, yine söylüyorum, iyi ki benim annemsin.
İleride senin gibi bir anne olmak için elimden geleni yapacağım.

Anneler günün kutlu olsun! 

Sevgiler,


laci.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Let's Fly!







"Ben böyle güzel ayakkabı görmedim"lerimden bir tanesi, gönül rahatlığıyla bu Adidas'lara gidiyor. Altın rengi olana ben, siyah olana ise sevgilim talip. Giyip uça uça gezmeyi diliyoruz.

Zaten Jeremy Scott'a bayılırım, Swatch'ta da harika işler yapmıştı...
Bunlar da istisna değil.


Sevgiler,

laci.

5 Mayıs 2013 Pazar

Maya'nın Yavruları Yeni Yuvalarını Arıyor


Bir zamanlar bir laci vardı...
Kendisi güzel güzel giyinir, güzel güzel çalışır, güzel güzel gezerdi.
Bir blogu vardı yazardı.
Bir okulu vardı giderdi.
Bir yatağı vardı uyurdu.
Sonra...
Bir köpeği vardı, doğurdu...

O eski halimden eser yok şimdi. Yavrular kocaman kartopları haline geldiler ama onları bu hale getirene kadar ne hale geldiğim üniversitelere tez konusu... Çok şükür ki sevgili yardımlarını esirgemiyor da hala hayattayım.

Gerçekten 6 yavruya tek tek bakmak, onlara anne sütü, mama, ilgi, sevgi, hijyen sağlamak; onların bilimum köpek bakım mesuliyetlerini karşılamak epey mesai istiyor. Tabii asla şikayetçi değilim, o kadar tatlılar ki :) Her birini ayrı ayrı mıncıklamak, o yumuk suratlarını ısırmak istiyorum :) Ancak yorgun bir savaşçıdan farkım kalmadı, geçen gün tavaya zeytinyağı koyuyorum diye pril koydum, o derece...

Şimdi gelelim konumuza...

Bıdıklardan 4'ünün yuvaları belli. Bu ayın 27'sinde 2 aylık olacaklar ve yeni yuvalarına gidecekler. Geri kalan 2'si ise (biri dişi biri erkek) henüz daha yeni sahiplerini bulmadı.

Eğer aranızda ilgilenen varsa, kendinizi anlatan bir mail atınız efendim, şartları konuşalım. Daha Maya'nın karnındayken bile zeki olsunlar diye klasik müzik dinletilen bebelerden bahsediyoruz, çok iyi bakılacağından emin olmak istiyorum ufaklıkların :)








Sevgiler,

laci.



26 Nisan 2013 Cuma

Meet Sushi!

Fotoğraf işlerimi burada paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum biliyorsunuz :) Dünkü çekim, dünya tatlısı bir Pinscher ve onun dünya tatlısı sahibi ileydi... Sushi ile tanışın!












Evet moda fotoğrafçılığı da çok keyifli, ama Pet Photography'den aldığım zevkin yeri bambaşka...

Sevgiler,

laci.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Laci News

Hep şu bahar başlarında delice koşturmaya mı başlıyoruz yoksa bana mı böyle denk geliyor? Şu ara evimde 7 tane köpek olduğundan da olabilir gerçi... Bu seneki stajımı ayarladım mesela, kendimi öldürmek istemeyeceğim bir yer bulmak için çok uğraştım ama sonuç verdi... Bir terslik olmazsa bayıla bayıla gideceğim hem de. Zamanı gelince konuşuruz :)

Bunun dışında zavallı Maya'cığıma nazar değdi sanıyorum ki... Bu hafta öyle bir hasta oldu ki, hem Maya'ya hem de yavrulara ciddi bir şey olacak diye çok korktuk. Neyse ki veteriner ablamız kurtardı bizi, şimdi asayiş berkemal.


Maya bu kadar perişan olunca bebekler aç kalmasın diye iş bana düştü. Bebelac'lar mı istersiniz, Milupa'lar mı... Markete gidip kutu kutu yeni doğan bebek sütü (yavrulara gıda desteği olsun diye), biberon (daha mama kabından içemiyorlar diye), bebiş poposu silme bezi (normal ıslak mendiller yavruların derisini tahriş etmesin diye), alt değiştirme bezleri (altlarına gazete kağıdı serince paramparça ettiklerinden, yerler batmasın diye) gibi bir çok bebek konseptli alışveriş yapınca kendimi çok acayip hissettim. Daha bana çok uzak tabii bunlar ama reyonun önünde minik hayranlık çığlıklarıyla biberon seçerken kendimi kaybettiğimi inkar etmeyeceğim.



Bu kadar "bebek"li şeyden sonra, bir güzel hasta oldum. Hem de kendimi kötü hissetmeye başladığım ilk an şans eseri dışarıdaydım. Neden mi? Aslında son derece mantıklıydı her şey... D&R'a gidip birkaç kitap, dergi vs. alacak ve günün geri kalanını yatakta geçirecektim. Ancak olaylar şöyle gelişti:


Winnie the Pooh, Bugs Bunny ve güzel bir Ayşegül kitabı alıp çıktım D&R'dan. Aman bir iyi geldi, bir iyi geldi... Çok uzun zamandır televizyonlarda bizim zamanımızdaki muhteşem çizgi filmlere rastlayamıyoruz. Hep abuk subuk, ayrıntısız, aşırı renkli ve aşırı sesli tuhaf tuhaf şeyler var. Bugs Bunny'nin en iyi bölümlerinden oluşan DVD'yi görünce *literally* çocuklar gibi şendim. Seville Tavşanı'ndan tutun, Tavşan Çeşnisi'ne kadar bir dolu bölüm! Winnie the Pooh deseniz ayrı güzel, o bahçeler, yapraklar, hayvanlar... Büyük bir özenle çizilmiş onca detay... Muhteşemdi. Çizgi filmlerimi bitirince sıra Ayşegül'e geldi tabii. Hayal gücümüzü kanatlandıran o efsane çizimleri nasıl da özlemişim! Ne yalan söyleyeyim, son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı :)


Tabii biraz hasta olduk diye işten güçten geri kalmak olmazdı... Bir kaç zaman önce fotoğraf sitemi yenilemeye karar vermiştim. İçime sinen güzel bir site için kolları sıvadık lakin aksilik üstüne aksilik çıktı... Normalde 1-2 saatte olması gereken işler bile 2 hafta sürdü. Gerçi şu anki yarım hali bile pek güzel oldu :) Hazır elim değmişken kartvizitimi de yeniden tasarladım hatta... Pek güzel oldular, şimdi her şeyin tamamlanmasını bekliyorum.

Şu sıra full-time mom olarak bebelere bakıcı bulamadıkça evden pek de çıkamıyorken,
Sizleri görmek güzeldi :)

Sevgiler,

laci.

19 Nisan 2013 Cuma

Friday I'm In Love

Önce Tom Odell ile tanışın.


Şimdi de Tiger ile.


Tiger (aka. Bodos) bizim yavruların en tosunu. Sürekli o kocaman kafasının dikine doğru bodoslama gittiği için takma adı Bodos kaldı.
Ben yavruların tamamını vereceğim ama babam, kardeşim ve annem Tiger'a kıyamadı, onu evlat edinmeye karar verdiler. Pek güzel oldu :)

Bunun dışında, hava bugün ne kadar güzel...
Hadi dışarı çıkın!
Hadi dışarı çıkalım!

Sevgiler,

laci.

17 Nisan 2013 Çarşamba

2 Broke Girls

Ben öyle oturup her diziyi izleyenlerden olmadım hiç. Duramıyorum çünkü ekran başında o kadar saat, sıkılıyorum. Ama bir diziyi çok seversem, yüzyılın fanatiği kesiliyorum :)

Friends, Sex and the City, The Big Bang Theory derken... Şimdi de 2 Broke Girls'e takmış durumdayım. O kadar eğleniyorum ki izlerken, uzaktan biri de beni izlese en az benim kadar güler verdiğim tepkilere.

İnternette dolaşırken aşağıdaki nail art'ı gördüm, bayıldım. Belki bir gün ben de denerim :)




Sevgiler,

laci.

16 Nisan 2013 Salı

Tuesday Tunes


Bu arada, önümüzdeki 2 ay boyunca sadece yavru Golden fotoğrafı paylaşmaktan korkmaya başlasam da...Dayanamıyorum. Look at him!



Sevgiler,

laci.

13 Nisan 2013 Cumartesi

Sunny Saturday

Sınav zamanı evde tam 7 tane dikkat dağıtıcı unsur varken o kadar zor ki...
Yavruların gözleri de açıldı.
Fotoğraf çekmeden duramıyorum :)







Sevgiler,


laci.

11 Nisan 2013 Perşembe

Crystallize


Lindsey Stirling'i bilir misiniz? Kemanıyla harikalar yaratan, ve "farklı" olmayı pek güzel beceren bir hanım efendi kendisi. Bu da en sevdiğim şarkılarından biri. Dubstep ile kemanın keskin naifliğini harmanlamak kolay şey değil, ve sonuç... Muhteşem.

Güzel perşembeler dilerim!

Sevgiler,

laci.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails