
İlk kez Maya'yı kucağıma alıp, eve getirdiğimde, garipti... Büyük bir sorumluluk olduğunu bilsem de, tam olarak algılayamıyor insan o an. Yıllar için de onunla birlikte büyürken fark ediyorsun bir çok şeyi... En ufak şeye midesi bulanan biriyken, gıkını çıkarmadan temizliyorsun köpeciğin bütün o iğrenç hediyelerini. Uykusuna fena halde düşkün biriyken, uyan diye başının ucunda mık mık öten, uyanmazsan tenis topunu alıp kafana atan, uyumakta ısrarcıysan bizzat gelip kafana oturan pati kafalıya kızamıyorsun. Kalkıp besliyor, gezdiriyorsun. Her muhabbetin bir köşesine onunla alakalı bir şeyler düşüveriyor, hele ki başka köpek sahipleriyle denk düştüysen, köpeğin tuvalet ritüllerine kadar bilimum sevimli/sevimsiz detayı içeren kapsamlı bir muhabbet başlayıveriyor bir anda -yeni tanışmış olsanız bile. Kendine bir şeyler almayı ne kadar sevsen de, ona aldığın hediyeler karşısında mutluluktan çılgına dönmüş halini görmenin yeri bambaşka oluyor. Ara sıra güzel şeyler yapıyor ufaklık. Sözünü dinliyor, ya da ne bileyim onu uzunca bir süre yalnız bırakmak zorunda olduğun o gün hiç yaramazlık yapmadan uslu uslu seni bekliyor. Yorgun bir halde yatağına uzanıyorsun, hemen yanına kıvrılıveriyor. Kafasını kucağına koyuyor. Gözlerinin içine bakıyor. Salonun ortasına yaptığı kakayı ya da sabahın beşinde yatağına kustuğu günü değil de, o anı hatırlıyorsun onu düşündüğünde. Yüzüne gülümsediği anları... Parka götürdüğünde arkadaşları ile oynarken ne kadar mutlu olduğunu...
23 yaşındayım. "Anne"liğe en yakın deneyimim, köpeğim (ve hatta onun yavruları) ile olan ilişkim. Bir canlıyı, uykusuz gecelerce sevmenin ne demek olduğunu biliyorum. Kendinden feragat edip, onun iyiliğini biraz daha ön planda tutmanın... O hastayken, senin üzerine oturan o kocaman çaresizliğin... Her şey yerli yerinde, o kendi yatağında uyur, sen masa başında işlerini yaparken birlikte olmanın verdiği huzurun...
Henüz bir anne değilim, ama az çok eminim ki yukarıda ne anlattıysam, belki 10'la, belki 100'le çarpılmış hali olmalı annelik. Tek bir güne değil, bir çok güne, geceye, öğleden sonraya, kuşluk vaktine yayılan bir şey... Dünyanın en zor mesleği derler ya... Anne gibi anne olacaksan, evladının seni böyle kocaman sevmesine sebep olacak kadar sevgi dolu, ilgili, özenli olacaksan, doğrudur.
Benim annem gibi bir anne olacaksan, doğrudur.
"Mutlu çocuk yetiştirmektir önemli olan." der benim annem. Kardeşime bakıyorum, kendime zaten sık sık bakarım. Şükürler olsun ki harika çocukluklar geçirdik, ikimiz de mutlu veletlerdik. Çocuk sahibi olmayı doğurup bakıcı teyzelerin yanına koymak zanneden, benim Maya'yla ilgilendiğim kadar bile ilgilenmeyen anneleri gördükçe, iyice net görüyor insan. Anneliği becerebilen, çok güzel beceriyor. O anne dünyanın en güzel hediyelerini, en mis kokan çiçeklerini, en ballı pastalarını hak ediyor. Mutlu çocuk yetiştirmişsen bir kere, senede bir değil, her gün, o sana böyle minnet dolu, böyle sevgi dolu, geri dönüyor.
Seni çok seviyorum annecim.
Hep söylerim, yine söylüyorum, iyi ki benim annemsin.
İleride senin gibi bir anne olmak için elimden geleni yapacağım.
Anneler günün kutlu olsun!
Sevgiler,
laci.












